1876 Darbesi

Genel anlamda darbe, ordunun ya da devlet içindeki siyasi elitlerin örtük ve yasadışı yöntemlerle mevcut hükûmeti değiştirmesi olarak tanımlanır. 1876 Darbesi’ni önemli kılan ise Osmanlı Türk tarihinde darbe tanımlamasına uyan ilk siyasi hareket olmasıdır. Osmanlı Devleti’nin toplum yapısı burjuvazi tarzı kurumları üretmeye uygun olmadığı gibi reformları yapan devlet adamlarının da halkın yönetime katılması gibi bir amacı olmamıştır. Parlamentolu meşruti bir yönetim kurulması fikrini dile getirmeye başlayan Tanzimat Dönemi aydınları, Batı uygarlığının üstünlüğünü, halkın sahip olduğu geniş hürriyetlere ve parlamentolu demokratik siyasi rejimlere bağlamıştır. Osmanlı idarecileri ise meşruti sisteme inanmamış ve yapılan yeniliklerde merkezî otoritenin güçlendirilmesini ön planda tutmuştur.

Batı’yı örnek alarak yapılan yenilikler; aydınlar tarafından yeterli bulunmamış, siyasi rejimin değişmesi ve devlet otoritesinin sınırlandırılması tek yol olarak görülmüştür. İdareciler, Osmanlı Devleti gibi çok uluslu bir devlette bu tür bir girişimin bölünmelere neden olacağını düşündükleri için parlamentolu meşruti rejime sıcak bakmamıştır. Ancak Sultan Abdülaziz’in sert mizacı ve otoriter yapısı, aydınların parlamentolu rejim taleplerini daha da artırmıştır.

Başlangıçta fikir yoluyla mücadele eden meşrutiyet yanlıları, başarılı olamayınca “Yeni Osmanlılar” adıyla gizli bir cemiyet kurmuştur. Bu cemiyet, Batı’da eğitim görmüş meşrutiyet yanlısı, genç bürokrat ve aydınlar arasında büyük ilgi görmüş ve cemiyete devlet adamlarından da katılanlar olmuştur. Mısırlı Prens Mustafa Fazıl Paşa, cemiyeti maddi olarak desteklemiştir.

Yeni Osmanlılar, meşruti sisteme geçmek için padişahla bir görüşme yapmayı düşünmüşlerse de 1867’de yaptıkları toplantıda ihtilal hareketine girişmeye karar vermişlerdir. Kırk kişilik bir fedai grubu ile Osmanlı Devleti’nin yönetim merkezi olan Bâbıâli’yi basmayı ve Sadrazam Ali Paşa ile taraftarlarını ortadan kaldırarak Mahmud Nedim Paşa’yı sadrazamlığa getirmeyi planlamışlardır. Bu girişimi haber alan Ali Paşa, cemiyet üyelerinin bazılarını  tutuklamış, bazı üyeler de yurt dışına kaçmıştır. Ziya Paşa ve Namık Kemal gibi cemiyetin önemli kişileri ise çeşitli memuriyetler bahane edilerek İstanbul’dan uzaklaştırılmıştır. Avrupa’daki sürgün hayatlarında Ziya Paşa ve Namık Kemal çok yakın iki mesai arkadaşı olmuşlar ve diğer aydınlar gibi meşrutiyet mücadelesini sürdürmüşlerdir. 1871’de Sadrazam Ali Paşa’nın ölümü üzerine de aydınların çoğu İstanbul’a dönmüştür. Osmanlı Devleti’nin geleneksel merkezî idaresine karşı ilk örgütlü muhalefeti başlatan Yeni Osmanlılar, toplumun hiçbir kesiminin tam olarak desteğini kazanamamıştır. Üstelik kendi aralarında da bir beraberlik kuramamış ve Mustafa Fazıl Paşa’nın maddi desteğini çekmesiyle de hareket dağılmıştır.

Abdülmecid’e göre daha sert bir mizaca sahip olan Sultan Abdülaziz fikir ve siyaset akımlarıyla ilgilenmemiş; ordunun, donanmanın ve demiryollarının geliştirilmesi için uğraşmıştır. Fuat Paşa ve Âli Paşa’yı ölümlerine kadar devlet idaresinde tutan Abdülaziz, onların ölümünden sonra iktidarı tam olarak eline almıştır. Sultan Abdülaziz, her alanda egemen olmak amacıyla sözünden çıkmayacağını düşündüğü Mahmud Nedim Paşa’yı sadrazamlığa getirmiş ve meşrutiyete taraftar olan yöneticileri tek tek görevlerinden uzaklaştırmıştır. Mahmud Nedim Paşa’nın 11 ay süren ilk sadrazamlığında beş serasker, dört bahriye nazırı, dört adliye nazırı, altı tophane müşiri, beş sadaret müsteşarı ve altı serasker müsteşarı değişmiştir. Bu dönemde görevinden alınan devlet adamları, padişahı tahttan indirmenin yollarını aramaya başlamıştır. Bunlardan biri de seraskerlik görevinden alınan Hüseyin Avni Paşa’dır. Mahmud Nedim Paşa; ıslahatçı devlet adamlarının yanında, orduyu yenileştirmek için Avrupa’dan getirilen uzmanların da görevlerine son vermiştir. Okullardan Fransızca kaldırılmış ve dış politikada Rusya’ya yaklaşılmıştır. Bu yakınlaşma Batılı ülkeler kadar Müslüman halkı da rahatsız etmiş ve yoğun tepkiler üzerine padişah, Mahmud Nedim Paşa’yı 1872’de görevden almıştır. 

Sultan Abdülaziz ile reform taraftarlarının uzlaşmaz tutumu iç politikada yaşanan gerginlikleri çatışma noktasına getirmiştir. Dış politikada ise devletin Ruslara yaklaşması, Hersek İsyanı, Bulgar İhtilali gibi gelişmeler; Avrupalı devletlerin Osmanlı Devleti aleyhine dönmesine sebep olmuştur. 1875’te ikinci kez sadrazam olan Mahmud Nedim Paşa’nın muhalifleri, bu gelişmeleri fırsat bilmiş ve onu sadrazamlıktan uzaklaştırmak istemiştir. Sultan Abdülaziz’in bunu kabul etmemesi üzerine henüz hükûmeti düşürecek siyasi etkiye sahip olmayan meşrutiyet yanlısı Yeni Osmanlılar, medrese öğrencilerini ayaklandırmıştır. 11 Mayıs 1876 günü Fatih, Süleymaniye ve Bayezid medreselerinin talebeleri şeyhülislamın ve sadrazamın azledilmesini isteyerek isyan etmiştir. Üç gün süren isyan sonucunda Sultan Abdülaziz, Mütercim Rüştü Paşa’yı sadrazamlığa getirmek zorunda kalmıştır. Hüseyin Avni Paşa seraskerliğe, Mithat Paşa da devlet şurası başkanlığına atanmıştır. Sultan Abdülaziz tahtta olduğu sürece kendi geleceklerini sağlama alamayacaklarını anlayan bu paşalar, sultanı tahttan indirmek ve hatta öldürmek için fırsat kollamaya başlamıştır. Askerlerin padişaha bağlı olduğunu bilen Hüseyin Avni Paşa, ayrıntılı bir darbe planı hazırlayarak V. Murad’ı tahta geçirmek istemiştir. Padişaha yapılacak bir saldırıyı önleyecekleri gerekçesiyle aldatılan askerlerin, 30 Mayıs 1876 günü sarayı kuşatmaları sağlanmış ve Sultan Abdülaziz tahttan indirilerek yerine V. Murad tahta çıkartılmıştır. Sultan Abdülaziz’i tahttan indirmeyi kafasına koyan Hüseyin Avni Paşa, bu darbeyi 63 kişilik bir cuntacı ile gerçekleştirmiş ve askerler tarafından fark edilmesi hâlinde planın başarısız olabileceğini düşünerek darbe gecesine kadar en yakınlarından bile planını gizlemiştir.

Sultan Abdülaziz’i tahttan indirdikten sonra V. Murad’ı tahda çıkartanlar, 1876 darbesini yapanlar meşrutiyeti ilan etmek konusunda anlaşmazlığa düşmüştür. Mithat Paşa en kısa zamanda meşrutiyet idaresine geçilmesini istemiş, aydınlar ve Batı kamuoyu da onu desteklemiştir. Fakat Sadrazam Mehmet Rüştü Paşa ve bazı devlet adamları, millete siyasi haklar vermenin zararlı olacağına ve Meşrutiyet idaresinin uygulanamayacağına inanmıştır. Serasker Hüseyin Avni Paşa ise siyasi yapının eskisi gibi bırakılmasından ve gerektiğinde şiddet kullanılmasından yana olmuştur. Meşrutiyetin ilanı konusunda tartışmalar sürerken Sultan Abdülaziz’in şüpheli ölümü, devlet işlerini karıştırmıştır. Sultanın bileklerini keserek intihar ettiği resmen ilan edilse de kimse buna inanmamıştır. Padişahın öldürüldüğü kanaatine sahip olanlar, bu konuda Hüseyin Avni Paşa’dan şüphelenmiştir.

Sultan Abdülaziz’in ölümünden bir süre sonra Çerkez Hasan adında bir yüzbaşı, Mithat Paşa’nın konağındaki vekiller heyeti toplantısını basarak Sadrazam Hüseyin Avni Paşa’yı öldürmüştür. Sultan Abdülaziz’in ölümünden sonra yaşanan Çerkez Hasan hadisesi ile devlette sıkıntılar artmıştır. Bu dönemde hürriyet ve meşrutiyet adına hiçbir adım atılmadığı gibi siyasette bir belirsizlik başlamıştır. Ayrıca V. Murad’ın rahatsızlığı artmış ve Avrupa’dan getirilen hekimler, padişahın hastalığının tam olarak iyileşemeyeceğine dair rapor vermiştir. Bu belirsizlik ortamında Abdülhamid, devlet ileri gelenlerine tahta çıkarıldığı takdirde anayasalı bir meşruti idareye geçeceğini bildirmiştir. Bunun üzerine Mithat Paşa, II. Abdülhamid ile bir görüşme yapmıştır. Görüşme sonrasında 31 Ağustos 1876 günü “daimî cinneti” olduğuna dair bir fetva ile V. Murad tahttan indirilerek yerine II. Abdülhamid padişah olmuştur.

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir